← Tüm masallara dön
Cesaret

Melike ile Dost’un Cesaret Yolculuğu

Küçük Melike, sevdiği köpeği Dost ile birlikte korkularının üstesinden gelmeyi öğrenir. Birlikte attıkları küçük adımların, büyük bir cesaret olduğunu keşfederler.

Yazı boyutu

Melike sabahları en çok pencereden dışarı bakmayı severdi. Bahçedeki çiçekler salınır, kuşlar cıvıldar, onun sadık köpeği Dost da kuyruğunu neşeyle sallardı. Dost, bembeyaz tüylü, sevgi dolu bir köpekti. Melike ne zaman biraz çekinse, Dost yanına gelir, başını onun dizine koyar ve sanki “Ben buradayım,” der gibi usulca iç çekti.

Bir gün Melike, evin arka tarafındaki küçük patikayı görmek istedi. Patika, çiçeklerin arasından kıvrıla kıvrıla gider, sonunda büyük ceviz ağacının altındaki tahta bankta biterdi. Melike o yolu uzaktan biliyordu ama tek başına yürümeye biraz çekiniyordu. Çünkü patikanın kenarında uzun otlar vardı, rüzgâr esince yapraklar hışırdıyor, gölgeler de sanki şekil değiştiriyordu. Melike durdu, derin bir nefes aldı ve Dost’a baktı.

“Dost, sence yapabilir miyim?” diye sordu. Dost, cevabını hemen verdi. Önce bir adım attı, sonra bir adım daha. Melike gülümseyip onun arkasından yürümeye başladı. “Ben korkmuyorum,” demedi; çünkü biraz çekindiğini biliyordu. Bunun yerine, “Biraz cesaret topluyorum,” dedi. Bu söz ona çok iyi geldi. Dost da sanki onu anlar gibi yavaşladı, tam yanında yürümeye başladı.

Patikanın ortasında küçük bir su birikintisi vardı. Yağmurdan kalmıştı ve üstünde minik yapraklar yüzüyordu. Melike durdu. “Şimdi ne yapacağız?” diye fısıldadı. Dost, ön patisini dikkatle suyun kenarına koydu, sonra geriye çekti. Melike bunun bir oyun olduğunu düşündü. Ceviz ağacına kadar uzanan yolda birlikte bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Melike etrafa baktı ve biraz ilerideki iki taşın yan yana durduğunu gördü. “Bak Dost,” dedi, “taşların üstünden geçebiliriz!”

Önce Melike bir taşı dikkatle seçti. Sonra küçük ayakkabılarıyla üzerine bastı. Taş biraz kaygandı ama Melike dengede durmayı başardı. Dost da onun yanında, usul usul ilerledi. Melike ikinci taşa geçtiğinde kalbi hızla atıyordu ama yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. Çünkü ilk kez bir şeyden çekinse de vazgeçmemişti. “Ben yapabiliyormuşum!” dedi sevinçle. Dost havlayarak onu kutladı.

Tam o sırada rüzgâr biraz daha sert esti. Otlar kıpırdadı, dallar hafifçe sallandı. Melike bir an durdu. Bu kez korkusunun büyüdüğünü sandı. Ama Dost onun elinin yanına geldi, sıcak burnuyla eline dokundu. Melike derin bir nefes daha aldı. “Rüzgâr sadece rüzgâr,” dedi kendi kendine. “Otlar da sadece ot.” Sonra gülümsedi. Cesaret, korkunun hiç olmaması değildi; korkarken de ilerleyebilmekti. Bunu o an içinden hissetti.

Ceviz ağacının altındaki bank görününce Melike’nin içi sevinçle doldu. Orada oturup çevresine bakmak, patikadaki en güzel ödül gibiydi. Dost bankın yanına kıvrıldı. Melike başını onun yumuşacık tüylerine yasladı. “Biliyor musun Dost,” dedi, “ben bugün çok önemli bir şey öğrendim. Büyük gibi görünen işler, küçük adımlarla kolaylaşıyor.” Dost kuyruğunu salladı, sanki “Aynen öyle,” der gibiydi.

Bir süre sonra Melike, patikadan geri dönerken artık daha rahattı. Çünkü yolu tanımıştı, taşları görmüştü, rüzgârı dinlemişti. Ama en önemlisi, kendi yüreğinin sesini duymayı öğrenmişti. Evlerinin bahçesine döndüklerinde annesi onları kapıda karşıladı. Melike gururla gülümsedi. “Ben ve Dost birlikte çok cesurduk,” dedi. Annesi de onu sevgiyle kucakladı ve “Cesaretin en güzel hali, denemeye devam etmektir,” dedi.

O günden sonra Melike, korktuğu zamanlarda hemen vazgeçmedi. Önce durdu, sonra derin bir nefes aldı, ardından bir adım attı. Bazen Dost yanındaydı, bazen de sadece onun aklındaki neşeli dost sesi vardı. Melike anladı ki cesaret, çok büyük bir kahramanlık göstermek değil; küçük ama umut dolu adımlar atmaktı. Ve her küçük adımda, insanın içi daha da güçlenirdi. Melike ile Dost, o günden sonra her yeni yolu, birlikte keşfetmeye devam ettiler.

Masal burada sona erdi.

Başka bir masal seç